Özel Röportaj

Süleyman Orakçıoğlu

Orka Holding Yönetim Kurulu Başkanı

Küresel ekonomide dengelerin sürekli değiştiği, maliyet baskısının her geçen gün arttığı bir dönemde; ayakta kalmak kadar yön belirlemek de önemli hale geldi. Orka Holding Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu ise tam da bu noktada farklı düşünüyor. Ona göre Türkiye, yalnızca krizlere dayanıklı bir ülke değil; aynı zamanda yeni dönemin fırsatlarını okuyabilecek güçlü bir üretim ve marka altyapısına sahip. BossLife Dergisi için Orka Holding’in lojistik merkezinde bir araya geldiğimiz Orakçıoğlu ile; tekstil sektörünün dönüşümünü, Türk markalarının global yolculuğunu, yapay zekâ destekli üretimi, e-ihracatı ve Türk futboluna verdikleri desteği konuştuk. Samimi açıklamalarıyla dikkat çeken Orakçıoğlu, Türkiye’nin artık yalnızca üretim gücüyle değil, marka aklıyla da öne çıkması gerektiğini vurguladı.

Süleyman Bey, bugün tekstil sektörünü tek cümleyle tanımlasanız; fırsat mı, kriz mi?

Aslında bu tamamen nereden baktığınıza bağlı. Çünkü bugün sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada ciddi bir öngörülemezlik var. Sabah kalktığınızda neyle karşılaşacağınızı bilmiyorsunuz. Lojistikte, ihracatta, finansal akışlarda çok ciddi sorunlar yaşanıyor. Bir buçuk ay önce yüklenen ürünlerin hâlâ gemide olduğu dönemlerden geçiyoruz. Ama Türkiye’nin önemli bir avantajı var: Biz krizlere karşı bağışıklık kazanmış bir ülkeyiz. 1994’ü gördük, 2001’i gördük, 2008’i gördük. Türk yatırımcısı artık refleks geliştirmiş durumda. Bu yüzden ben hâlâ fırsatların olduğuna inanıyorum.

Bu süreçte Türkiye’nin önünde nasıl fırsatlar görüyorsunuz?

Bence İstanbul’un önünde çok büyük bir fırsat var. Yıllarca Dubai alışverişin merkezi olarak görüldü. Ama bugün bölgedeki gelişmeler nedeniyle oraya olan ilgi ciddi şekilde azaldı. Bizim ise çok güçlü bir altyapımız var. Alışveriş merkezlerimiz, markalarımız, üretim gücümüz ve turizm potansiyelimiz var. Neden İstanbul’u global alışveriş merkezi yapmayalım? Bu artık bir hayal değil; doğru projelendirilirse gerçek olabilir.

Türkiye’de tekstil yapan çok kişi var ama global marka sayımız hâlâ sınırlı. Bunun temel sebebi ne?

Aslında burada Türkiye’ye haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Türkiye bugün üretimden moda endüstrisine geçiş sürecini yaşıyor. Hazır giyim tarafında inanılmaz güçlü bir altyapımız var. Şunu unutmamak lazım; herkesin marka olması gerekmiyor. Kaliteli üretim altyapısı da en az marka kadar değerli. Bugün markasız ihracatta kilogram başına fiyat 15-16 dolar seviyesindeyken, markalı ürünlerde bu rakam 70-80 dolarlara çıkıyor. Bizim bazı üretimlerimizde kilogram başına ihracat değeri 133 Euro’ya ulaşıyor.

Bugünün tüketicisi artık ne istiyor?

Dünyada yeni nesil rekabetin adı artık “affordable luxury” yani ulaşılabilir lüks. İnsanlar sadece logoya para ödemek istemiyor. Kaliteli ürün istiyor ama karşılığında mantıklı bir fiyat görmek istiyor. Burada önemli olan şey; fiyat-kalite dengesini doğru kurabilmek. Yeni tüketici artık üretim süreçlerine, sürdürülebilirliğe, sosyal standartlara ve markanın hikâyesine de bakıyor.

Bugün zorlanan veya kapanan şirketlerin ortak hatası sizce ne?

Bence en önemli konu güncellenememek. Mimar Sinan Üniversitesi’nde öğrencilerime hep bunu soruyorum. Bir öğrencimin verdiği cevap beni çok etkilemişti: “Kendimizi sürekli güncellememiz gerekiyor” demişti. Aslında her şey bunun içinde var. Dijitalleşme, pazarlama, koleksiyon yönetimi, rekabet anlayışı… Artık klasik iş yapma modeli yok. Bugün yaptığınız işi iki yıl sonra aynı yöntemle yapmanız mümkün olmayabilir.

Sektörün bugün en büyük sorunu nedir?

En büyük sorunlardan biri finansmana erişim. Bu faiz ortamında üretim yapmak kolay değil. Çünkü siz hangi sektörde yüzde 35-40 kâr edebilirsiniz ki? Maliyetler inanılmaz arttı. Kira, enerji, işçilik… Özellikle üretici tarafında ciddi baskılar oluştu. Bu yüzden devletin üretici ve ihracatçıyı destekleyen hamleleri çok kıymetli.

E-ticaret ve dijitalleşme konusunda Türkiye nerede duruyor?

Türkiye aslında içeride çok başarılı bir deneyim oluşturdu. Bugün iç pazardaki toplam satışların yaklaşık %21-22’si online gerçekleşiyor. Ama ihracatta online’ın payı hâlâ yüzde 3 seviyelerinde. Bizim şimdi yapmamız gereken şey; iç pazardaki bu dijital tecrübeyi e-ihracata taşımak.

Global ölçekte yeni Türk markaları çıkar mı?

Kesinlikle çıkar. Hatta bence sıra bize geliyor. Türkiye’nin genç, dinamik ve eğitimli bir jenerasyonu var. Doğru stratejiyle neden yeni global markalar çıkmasın? Önemli olan hangi segmentte nasıl bir marka olmak istediğinizi doğru tanımlamak.

Türkiye Milli Futbol Takımı’nın uzun yıllardır resmi sponsorusunuz. Bu süreç sizin için ne ifade ediyor?

Milli takım bizim için çok özel bir sorumluluk. Bu jenerasyona gerçekten inanıyoruz. Aidiyet duyguları çok güçlü. Biz de sahada onların başarısına yakışacak koleksiyonlar hazırlıyoruz. Tasarım ekibimiz aylarca bunun üzerinde çalıştı. Çünkü onlar sahada Türkiye’yi temsil ediyorsa, biz de stil tarafında aynı hassasiyeti göstermek zorundayız.

Fenerbahçe gündemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben yönetimin büyük bir hata yaptığını düşünmüyorum. Futbolda bazen sabır gerekiyor. Bir takımın oturması zaman alır. Fenerbahçe çok büyük bir camia. Ama şu anda en çok ihtiyaç duyduğu şey birlik ve beraberlik. Çünkü artık taraftarın beklentisi çok yükseldi. Bu yüzden herkesin kulübün etrafında kenetlenmesi gerekiyor.

Peki hiç Fenerbahçe başkanlığı düşündünüz mü?

Fenerbahçe başkanlığı çok büyük bir sorumluluk. Ama benim böyle bir düşüncem hiç olmadı. Ben her zaman Türk sporuna ve kulüplerimize destek vermeyi daha doğru buluyorum.

Bir Cevap Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Trend Gönderiler

Exit mobile version